hologram neler yazmış

Yazar takip için üye girişi yap. Bu yazarı 2 kişi takip ediyor

Bir Spor salununa girişte uygulanan “el ve parmak izi taraması” sisteminin, üyelerin açık rızası olsa bile hizmetten faydalanmak için üyelere sunulmasının, kişisel verilerin işlenmesinde ölçülülük ilkesi ışığında ilgili kişilerden minimum düzeyde veri talep etme ilkesi ile uyumlu olmadığı değerlendirilmiş olup, 225 bin tl ceza kesilmiştir. 

Burda dikkat çeken nokta ilgili kişinin açık rızası olsa bile, kişisel verilerin işlenmesinde ölçülülük ilkesi ışığında değerlendirilmesi gerektiğidir. 

Kısaca ilgili kisiden açık riza almanın yeterli olmayacağıdır. Açık rıza ile her isteğini yapabileceği düşüncesinin yanlış oldu kurul kararı ile birkez daha netlik kazanmıştır.

Eski Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz'in oğlu Prens Faysal'da gözaltına alındı.. Haberi İnsan Hakları İzleme Örgütü duyurdu.

güzel bir detay buldum.. filistinin ve müslümanların israilie yapamadığını corona yapıyor. inş çoğalarak devam eder ama masum ve mazlumlar hariç tabi. israil de şuan 245 kişi ölmüş ama yanına iki sıfır daha eklenir umarım.. rabbim hiç bir zalimi sağ bırakmasın bu süreçte.

Tanzanya Başkanı John Magafuli zekası ile birilerini geride bıraktı. Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) ve test kitlerine güvenmeyen Magafuli, laboratuvarlara sahte test örnekleri gönderdi. Gelen sonuçlar koronavirüs (Kovid-19) test kitleri ile ilgili bir skandalı ortaya çıkardı.

İnsandan olmayan örnekler topladılar. Keçi ve papav meyvesi gibi. Testlere insan isimleri, yaş ve cinsiyet etiketlendi ve laboratuvara gönderdiler.

Bu gerçeklerin ardından Tanzanya Başkanı halka sesleniş konuşması yaptı ve konuşmada şunları söyledi:

Testlerden bazıları; inanılır gibi değil ama bir keçinin  ve bir meyvenin testi pozitif, yani virüs taşıyor çıktı.

Ayrıca bir kuş çeşidi olan Kwore’den örnek aldık "pozitif" çıktı. Bir de tavşandan örnek aldık,sonuç "belirsiz" çıktı.

Tanzanya başkanı bu konuşması sonrasında başkent Darüsselam'da bulunan Ulusal Sağlık Laboratuvarı müdürünü görevden aldı.

Dünya sağlık örgütü verilerine göre Tanzanya’da Çovid-19 dan yaşamını yitiren hasta sayısı 19 kişi.

Geçtiğimiz haftalarda Tanzanya başkanı, kendisinden önceki başkanın imzalamış olduğu Çin’den 10 milyar dolarlık borç alımı anlaşmasını “bu şartlar ve koşullar ancak deliler tarafından kabul edilir” diyerek iptal etti. Oysa ki bir kaç sene önce bir çok Afrika başkanı Çin’in mantık dışı öldürücü koşullu borç anlaşmalarını geri ödemeleri olanaksız olduğu halde kolayca imzalıyorlardı. Çin kaynakları henüz anlaşmanın resmi olarak iptal olmadığı söyleseler de bu Afrika genelinde böylesine bir yaklaşımın başladığının haberini veriyorlar. 

Yakında bu adamı da harcarlar ne yazıkki..

Ne biçin bir aile bunlar; hapis tutulduğu evden sosyal medya aracılığı ile dünyaya seslenen kraliyet ailesinin prenseslerinden biri, sağlık durumunun hiç iyi olmadığı ve tedavi olmak için salıverilmesi gerektiğini ve yalvardığını iletti..

Bırakın arabistanda bir muhalif grubun oluşmasını adamlar kendi ailesinin içinde ki muhalif sesleri bir yok ediyorlar.. ve sonra bu şololoplar kendine müslüman diyor.. 

fırsat bu deyip adaları almak gerek, haydi başkan saldır..

Bu şirketleri son zamanlarda fazlaca duymaya başladım. kendi adıma yaptığı kısa bir incelemede Birevim diğerlerine kıyasla daha başarılı ve hala avantajlı olmakla birlikte, ilk kuruldukları zaman genelde piyasaya tutunmak üzere müşteri taleplerini çok önemsediklerini duyuyorduk ancak belli bir büyüklükten sonra görülüyor ki o samimiyetleri kayboluyor ve müşteri memnuniyeti bir yana artık şirket menfaatlerine göre hareket ediliyor. kaldı ki bu tür işlerde müşerinin memnuniyeti ve referansı en önemli reklamdır ama tuzu kuru hale gelince ve de bizim gariban ve bir evi olması için hayaller kuran güzel insanımızı kandırmak kolay oluyor maalesef. 

Bir bir duyduğum eleştirileri paylaşmak istiyorum.. 

Eminevim piyasanın en eskisi ona rağmen, hatta bir dünya kendi inşaat projeleri var, muhtemelen müşteriden topladıkları taksitlerin bir kısmını teslimat yapmak yerine bu projelerde kendileri için yatırımlar yapıp kazançlarını maximum hale getirmekle meşguller. çünkü teslimatlarında hep gecikme yaşandığını duyduk.. 

Fuzulevim de aynı şuan piyasanın rakamsal olarak sanırım ikinci büyük şirketi ama şu corona sürecinden dolayı tüm teslimatları askıya almış neden kamu kurumları açılmıyor ve gerekli randevuyu alamıyormuş, az önce denedim ve yarın sabah için randevu alabildim. kimi  kandırıyorlar anlamış değilim, ayrıca şubelerine daha önce gitmiştim rakiplerini kötüleyip duruyorlar çok itici geldi açıkçası birde koyu müslüman geçiniyorlar, yazıklar olsun.. bu benim inancım olamaz. hayır maddi sıkıntı yaşıyor desen değil bu piyasa da akan kokan bir ürün söz konusu değil yani gelen paralar teslimatlar dışında bir alanda kullanılmıyorsa kaynak sıkıntısı yaşamaları mümkün değil çünkü işin matematiği ortada.. 

Birevime gelince teslimat tarihleri açısında eskisi kadar olmasa da hala bir kaç ay avantajlı sayılabilirler ama eski ilgi ve müşteri memnuniyeti kalmamış belli, değişik kanallardan görüyorum hatta bir yakınımı arayıp lütfen şikayetinizi kaldırın bile demişler ve dostumun şikayetini de çözmemişler ona rağmen dostum o şikayeti kaldırmış ama pişman olmuş o ayrı.. 

Bu sektör yani faizsiz finansman desteği sunan bu kurumlar aslında çok ömenli bir sosyal fayda üretiyorlar ama sanırım hükmettikleri para miktarı büyüdükçe değişiyor ve şirket menfaatleri herşeyin önüne geçiyor ama bence kar dan zarar ediyorlar çünkü daha çok kazanabilirler. önemli olan müşterinin memnuniyeti ve referansı olduğunu unutmamalılar ..

Evet bu tür işletmelerin yapıları büyüdükçe müşterilerle ilgi alakaları düşüyor, açıkçası birevimde o sınırı aştı sanırım çok hızlı büyüdü ve samimiyetlerini kaybettiler. umarım yakın zamanda patlamazlar.. 

Yangın kontrol altına alınmış.. ama sanırım bir kaç gün daha devam edecek.. ama merak ediyorum bir yangın nasıl bu kadar uzar ve haftalar devam eder aklım almıyor hele ki çernobil gibi kritik bir bölgede..

 

Tabi ki hindi.. gerçi oda artık endüstriyel olarak üretiliyor.. belki altı ayda büyüyecek hayvanı 45 günde büyütüp kesiyorlar.. yani oda doğallıktan uzak ama sanırım tavuk kadar antibiyotik yemiyordur diye düşünüyorum..

İçişleri Bakanlığının verdiği bilgilere göre 100bin den fazla mülteci yunanistan sınırından dışarı çıktı ama karşı tarafa geçen ve oradaki akıbetleri belli olan bir tane insan bilmiyoruz.. sosyal medyada söylendiği gibi sınırı geçer geçmez buharlaşmadılar ya.. 

Ancak dün Bulgaristan Başbakanı Boyko Borisov, Yunanistan'ın sınırına dayanmış kaçak göçmenlere tavrını "soğukkanlılıkla" izlemelerinin mümkün olmadığını söyledi. 

Ayrıca Borisov, Türkiye'nin Yunanistan ile ortak sınırındaki kaçak göçmen krizine işaret ederek, "Ülke olarak, sınıra dayanmış çocuklu annelerin sağa sola dağıtıldığını gördüğümüz zaman buna sevinemeyiz, bundan mutluluk duymamız mümkün değil. Avrupalı hümanist ve demokrat bir ülke olarak bunu soğukkanlılıkla izlememiz de mümkün değil. Her şeyden önce geleceğe dönük iyi ilişkilerimizi pekiştirmeliyiz." diye konuştu. 

Ama başbakanın söyledikleri şu durumda Türkiyenin işine gelen bir çözüm içermiyor.. sözleri şu şekilde; Başbakan Borisov, göçmenlerin barınacağı kampların Avrupa Birliği (AB) topraklarının dışında olması gerektiğini de söyledi.ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile yaptığı telefon görüşmesini aktaran Borisov, "Biz Suriye'deki askeri harekatlar ve insani krizle ilgili sorunlara kalıcı bir çözüm bulmalıyız. Bu bağlamda mültecilere yeniden bakabilmesi için Türkiye'ye yardım edilmeli." ifadesini kullandı. 

Hiçbir Avrupalı liderin bu konuda samimi bir çözüm önerisi yok ve bence ülke olarak onların oyalayıcı bu tavrını kabul etmeyip işimize nasıl gelirse öyle davranmalıyız..

Bence bu videonun Başkana izletilip Avrupaya gereken ders niteliğinde ya 100 milyar dolar verirsiniz yada hepsini size yollarım şekilde tehdit etmelidir...  https://www.ntv.com.tr/dunya/bulgaristan-basbakani-borisov-yunanistanin-tavrini-sogukkanlilikla-izleyemeyiz,7DJ7ZNF8WUmnlcwwQLhDHA



Polonya Sağlık Bakanlığı, ülke sınırları içerisinde ilk kez corona virüs vakası tespit edildiğini açıkladı ve salgın Avrupada bir ülkeye daha sıçramış oldu..

Ayrıca İran'da ölü sayısı 77'ye vaka sayısı 2 bin 336'ya yükseldi. Ayrıca İran'da bir bakan daha virüse yakalandı.. İran Sanayi, Maden ve Ticaret Bakanı Rıza Rahmani'nin de yeni tip corona virüse yakalandığı açıklandı.

İtalya'da, 27 kişinin daha hayatını kaybetmesiyle Coronavirüs nedeniyle ölenlerin sayısı 79'a çıktı, vaka sayısı 2 bin 502 oldu. 

İngiliz hükümetinin corona virüs (Covid-19) eylem planında ileride virüsün yayılmasının devam etmesi durumunda ülkede iş gücünün beşte birinin hastalanmasının olası olduğu bildirildi. İngiltere Başbakanı Johnson, salgının ilerlemesi durumunda polisin kamu düzenini sağlamak için yetersiz kalması ve acil durum halinde, askerin de destek verebileceğini açıkladı. 

ABD'de can kaybı 9'a, vaka sayısı ise 108'e çıktı.

Twetterda o videoyu görmüştüm.. konsolos o tepkisinde haklı olmakla birlikte, ulan dedim sincan da yaşayan müslümanlar can değil mi? ikiyüzlü bir tavır olarak değerlendirdim..

Hindistan'da Müslümanların Vatandaşlık yasasına karşı protesto gösterilerinde ölenlerin sayısı 47 oldu.

Hindistan'da, Pakistan, Afganistan ve Bangladeş'ten gelen 6 dini gruba vatandaşlık yolunu açan, ancak aynı durumdaki Müslüman göçmenleri kapsam dışı bırakacak şekilde değiştirilen "Vatandaşlık Yasası"na karşı başkent Yeni Delhi'deki protestolarda geçen haftadan bu yana ölenlerin sayısı 47'ye çıktı. 

yetmezmiş gibi birde sosyal medyada ki görüntüler de, Hintli polislerin kucağında bebeği bulunan Müslüman kadına sopalarla vurması kzmuoyu ve izleyiciler tarafından büyük tepki topladı.

Bu Yasa, dünyada en çok Müslüman nüfusa sahip 2. ülke konumun da olan Hindistan'da, 200 milyonun üzerinde Müslümanı ikinci sınıf vatandaş haline getirmek ve birçoğunu vatansız bırakmak için atılan bir adım olarak değerlendiriliyor.

Çin'in uygurlu müslümanlara yaptığı yetmezmiş gibi şimdi de put perest hindistan başladı..

Nasılsın diye sorar; o gözlere bakarak, "dün ateştim, bugün kül oldum" der

Gördüğüm bir mekan ama içeride biraz oturdum ve kahve söyledim.. kahve tek kelime ile harika idi ama bir saat kadar oturduktan sonra yorulduğumu fark ettim. sandalyeler çok rahat değil malesef.. şöyle yayılarak oturulabilecek bir raharlık göremedim ama sadece ürün kalitesi için bile gidilir..

bu arada bazı cumartesileri sanırım.. sosyal medya hesaplarından duyuru yapıyorlar.. ney konseri falan oluyordu.. ben takip edemedim ama bayağı ziyaretçileri oluyormuş.. benden söylemesi.. ;)

Türkiye'nin süriye'de yıllardır süren iç savaş ortamında ve rejim her geçen zaman kendini güçlendirmiş ve rusya tarafından açıkça desteklendiği bir durumda bataklığa girmek için sanki birileri ile yarış halinde idi.. ve sonunda girdiği o topraklarda hiçbir kazanım elde edemeyeceğini bile bile kendi ayağına sıktı desek hata etmiş olmayız.. 

sadece sınırlarımızın güvenliği deyip karşı tarafa girip hele bir de sorumlu olduğun sözde bir alan yaratıp o alan için de adamlar gelip seni vuruyorsa, sen güçlü bir devlet olmaktan çıkarsın ki zaten niyetleri seni madara etmek.

Esed bir zalim evet ama bizi çok büyük oranda sevmeyen araplar için neden kendi kanımızı dökelim.. en başta bu iç savaş biz ve batı tarafından desteklenmeseydi, şimdiye kadar sorun çözülürdü, hee esad byük zülüm yapar ve tüm muhalifleri katlederdi ama bu muhaliflerin bize de bir faydası yok ki!.. madem o kadar sahipleniyoruz bu muhalifleri, iç kesimlerde yaptıkları savaşı gelip bizim sınır güvenliğimizi sağlayacak şekilde konumlandırsaydık.. 

şimdi deniyorki 33 şehit var ama 100'ün üzerinde olduğu da konuşuluyor ve yüce devletim hemen bir karartma yaparak sosyal medyayı kısıtladı.. neden çünkü batı devletleri de yapıyormuş, ben asıl nedenini söyleyeyim çünkü batı devletleri yedikleri bokun farkındalar da, insanlar öyle her şeyi duymasınlar diye karartma yapıyorlar.. yoksa zaten dünyayı bir korku algısı ile yönetmeyi onlar keşfetti. 

Bu ülkede eğer bişeyler yapılmak isteniyorsa milliyetçilik veya dindarlık ile değil vatanın her karış toprağına eşit mesafede gören gerçek VATANSEVER'ler tarafından yapılacaktır..


Heybeti ve cesaretinin yanında aynı zamanda da bir tevazu'da zirve olan Yavuz Sultan Selim Han ve ona âşık olan cariyenin hikayesini paylaşmak istedim..

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır seferinde fetihten sonra bir süre orada kalır ve bu sırada bir çadırda kalmaktadır.

Çadırı her gün süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye hatun vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye gelir, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gider,

Cariye hani olmaz ya ama oluvermiş ve bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve ilk görüşte âşık olur. Cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, Yavuz Han'a açılmaya karar verir.

Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığı için de şu üç kelimeyi yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır. Notta sadece “Seven gönül neylesin?” yazılıdır:

Sultan Selim Han akşam çadırına dönünce yatağının üzerinde küçük bir kâğıt parçası bulur , kâğıdı okuyunca notun cariye'ye ait olduğunu anlar. Ve cevap olarak kâğıdın arkasına “Hiç durmasın söylesin.” yazar:

Sabah olunca da kâğıdı aynı yere bırakır ve çıkıp gider.  cariye hatun sabah temizlik için çadıra geldiğinde, kâğıdı bıraktığı yerde bulur.

Kaparcasına kâğıdı alıp okuduğunda heyecanı bir kat daha artar. Halifenin cevabından cesaretlenen cariye, kâğıdı çevirip “Korkuyorsa neylesin?” diye yazar...

Akşam olur. Halife çadıra döner. Kâğıdı okur ve cevab olarak “Hiç korkmasın söylesin.” yazar:

Sabah bu cevabı okuyan cariye artık kararını vermiştir: Aşkını bu akşam halifeye söylemeye karar verir.  Ve o gün temizliği bitirip Halifeyi beklemeye başlar.

Yavuz Sultan Selim Han akşam çadıra dönünce cariyeyi kendisini bekler bulur. Cariye, Halifeyi görünce hemen ayağa kalkar

Bundan sonrası kalbe ziyandır..

Yavuz Han “Buyurunuz, sizi dinliyorum” der, cariye tüm cesaretini toplamaya çalışırken, titreyen ellerini gizlemek için elleriyle dirseklerini tutarak kollarını kavuşturur.

Heyecandan yüzü kıpkırmızı olmuştur. Kalbi yerinden fırlarcasına atarken, titrek bir sesle: “Efendim…” der. “Cariyeniz Size…” ve cümlesini tamamlayamadan yığılıp kalır.

Kalbine sığmayan aşkını söyleyemeden ruhunu teslim eder, bu tertemiz aşkı karşısında Koca Halife gözyaşlarına engel olmaz ve  etrafındakilere şöyle der: “Gerçek aşkı şu cariyeden öğrenin. Zira âşık, maşukunun yolunda olur ve o yolda ölür.”

Korkulan oldu 8 ilimizde 20'ye yakın kişi coronovirus şüphesiyle karintinaya alındı.. özelliklede vakaların göründüğü ülkelerden gelen kişilerden bulaştığı görülen virüs için demekki yeterli tedbirlerin alınmadığı ortaya çıktı.. 

vakaların bazıları şöyle;

ZONGULDAK'ta 13 İranlı şoför, 

Kütahya'da Tayland'dan tatilden dönen bir kişide, 

Hatay'da da Bangladeş uyruklu bir kişi koronavirüs şüphesiyle gözlem altına alındı. 

Kastamonu'da ise otobüs ile Van'dan kente gelen üniversite öğrencisi ile ev arkadaşı, yüksek ateş, bulantı ve kusma şikayetiyle hastaneye başvurması üzerine koronavirüs şüphesiyle izolasyon alanına alındı. 

Öte yandan Japonya'dan Ordu'ya gelen bir kişi yüksek ateş şikayetiyle hastaneye başvururken 

Eskişehir'de sağlık ocağına gelen ve koronavirüsten şüphelenilen İran uyruklu şahısta ise virüse rastlanmadı.


Hong Kong her vatandaşına 1300 dolar "hava parası" verecek

Çin'in özerk yönetim bölgesi Hong Kong'da hükümet ekonomiyi canlandırmak için ülkede sürekli ikametgahı bulanan her vatandaşa 1300 dolar "hava parası" verileceğini açıkladı.

Türkiyede olsa ortalık toz duman.. 

Malum Hong Kong'ta uzun süredir devam eden protesto eylemleri ve son olarak corona virüsünün olumsuz etkileri ekonomiyi durma noktasına getirdi.ve hükümeti bazı zorunlu tedbirler almaya sevk etti.

Söz konusu paranın 7 milyon Hong Kong vatandaşına dağıtılacağı belirtilirken, ekonomiyi canlandırmak için hazırlanan paketin hükümete maliyetinin 140 milyar dolar olacağı ifade edildi. 

Aynı hesap Türkiye için düşünüldüğünde bu rakam trilyon doları bulur.. sosyal devlet işte.. burda o para kimin cebine girecek onun kavgası yapılır..

Çin dışında ki vaka sayıları şöyle imiş;

Japonya 850, Güney Kore 893, İtalya 322, Singapur 89, İran 61, ABD 35, Tayland 35, Avustralya 23, Malezya 22, Vietnam 16, Almanya 16, İngiltere 13, Birleşik Arap Emirlikleri 13, Fransa 14, Kanada 11, Hindistan 3, Filipinler 3, Kuveyt 3, Rusya 2, İspanya 2, İsrail 2, Amman 2, Bahreyn 1, Nepal 1, Sri Lanka 1, Kamboçya 1, Belçika 1, İsveç 1, Finlandiya 1, Mısır 1, Lübnan 1, Afganistan 1 ve son olarak cezayirde 1 italyan vatandaşında tespit edildi..

Türkiyenin ve Dünyanın hemen hemen ilk sosyal plartformlarından biri olan ekşi sözlük son yıllarda özellikle ciddi emekler vererek sayfanın sözlük yapısını belli bir yere gelmesinde vesile olan yazarları arasında, ekşi sözlük gelirlerinin neden adil şekilde dağıtılmadığı konusunda ciddi eleştiriler almaktadır..  

Ekşi Sözlük gelirini paylaşma anlamında enteresan bir yapıdır ve piramit yöntemi dediğimiz ve sözlük yazarları tarafından bir çeşit aldatmaca barındıran iş modeli olarak değerlendiriliyor..

Piramidin altında çabalayan ve sözlüğü 'Sözlük' yapan yüz binlerce insan, en üstünde ise bu insanların emeği ile zenginleşen kişiler var.

Ekşi Sözlük için küçük Türkiye benzetmesi yapılabilir, Bu benzetme sadece içeriklerle alakalı değil, 

Ekşi Sözlük, çok sayıda insanın katılımı ve paylaşımları sayesinde büyük reklam gelirleri elde etmektedir. Ufak çapta bir servete eş değer bu gelir ise yıllar boyunca sözlüğün kurucusu ve ortağı arasında pay edilince, sözlük yazarları da mevcut sistemi doğal olarak sorgulamaktadır.

Bu kadar büyük bir sosyal plartform bu kadar büyük bir gelir elde ederken kendisine çok büyük değer katan kullanıcılarının emeklerini neden bir değer olarak görüp gelir paylaşımında bulunup adaleti sağlamıyor..

Şu bir gerçek, bu konu çok su götürür ama elbet bilgi çok kıymetli ve emek değer biçilemez bir olgu.. eninde sonunda dünya adaleti sağlanır ve taş gediğine konur.. 

Bu tür plartformların artması ve daha rekabetçi ortamların, daha adil yönetilmesi dileğiyle..

Corona virüsü yayılmaya ve can almaya devam ediyor. İran'ın Kum kentinde yeni tip corona virüsü (Covid-19) nedeniyle 2 kişinin hayatını kaybetmesinin ardından biri doktor, 3 kişide daha virüs tespit edildi. Güney Kore'de ilk kez yeni tip corona virüsü nedeniyle bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Çin'de ortaya çıkan virüs salgınında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 2 bin 100'ü aştı.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu’ndan yapılan açıklamaya göre, ülkede kesinleşen Covid-19 vaka sayısı 11 bin 864’ünün durumu ciddi olmak üzere 74 bin 576’ya yükseldi. 

Güney Kore'de yeni tip corona virüsü (Covid-19) nedeniyle ilk kez bir kişinin hayatını kaybettiği bildirildi. Yonhap ajansının haberine göre, sağlık yetkilileri, Kuzey Gyeongsang bölgesinde yer alan Cheongdo'da hastanede tedavi gören 63 yaşındaki erkek hastanın öldüğünü açıkladı. 

Zatürre tedavisi görürken yaşamını yitiren söz konusu kişinin ölümünden sonra covid-19 taşıdığının tespit edildiği belirtildi. Güney Kore'de, 53 kişide daha Kovid-19'a rastlanmasıyla virüs bulaşan kişi sayısının 104'e çıktığı ülkede, yeni vakaların çoğunun görüldüğü Daegu'da Belediye Başkanı Kwon Young-jin, şehirdeki 2,5 milyon kişiye, virüsün yayılmasını engellemek için dışarı çıkmaktan kaçınmaları çağrısında bulundu. 

Filmi yapıldı 10 nisanda vizyona girecek... çok merak ettiğim bir yapıt.. mutlaka izleyeceğim..

İskitler yani Saka Türkleri, M.Ö.VII yüzyılda Avrupa ile Asya’nın batı kesiminde, Tuna ile Volga ırmakları arasındaki bölgede yaşamış bir Orta Asya kavmidir. Karadeniz’in kuzey kısımlarında daha önceleri yaşayan Kimmerler Türkistan ve Batı Sibirya’dan gelen İskitler tarafından dağıtılmışlar ve Güney Rusya bozkırlarının dışına sürülmüşlerdir. Yunanlılar tarafından İskit (Skuthoi), İranlılar tarafından “Saka” adı ile anılan bu kavim Hintlilerce “Caka” diye biliniyordu. İskitler kendi bölgelerinde zamanlarının en ileri uygarlığını kurmuş olmalarına karşın, sonraları çeşitli nedenlerle imparatorluk dağılmış ve halk başka ülkelere göç etmiştir. 

Ünlü tarihçi Herodot, İskit adının Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan yerli halkın kullandığı “Skolot” ya da “Oskolot” sözcüğünden geldiğini ileri sürmektedir. Eski dönem coğrafyasında Karadeniz’in kuzey bölgesine İskitya adı verilmektedir. Bu bölgenin mi kavime, yoksa kavimin mi bu bölgeye adını verdiği tarihçiler arasında tartışma konusudur. Ayrıca İskit adını bu kavimin mi kendisine verdiği, yoksa bu kavim hakkında bilgilerin merkezi olan Yunan kaynaklarının sahibi olan Grek tarihçilerinin mi bu adı taktığı da tartışmalı konular arasındadır.

İranlılarla beraber Türklerin de Sakalar diye andığı bu kavimin ilk yurtlarının Tanrı Dağları, Fergana ve Kaşgar bölgesi olduğu benimsenmektedir. Sakaların ilk boyları M.Ö.VIII yüzyılda bu bölgeden batıya göç etmişlerdir. Bu göç edenlerden bir grubun Aral gölü dolayında, Seyhun nehri ağzı çevresinde yerleştikleri, diğer bir grubun ise Hazar Denizi‘nin kuzeyinden geçerek Güney Rusya’ya gittikleri ve o tarihlerde o bölgede yaşamakta olan Kimmerleri Kafkasya‘nın güneyine, Ön Asya’ya doğru göçe zorlayarak yerlerini aldıkları kesin olarak bilinmektedir. İskitlerin konuştukları dil ile İran dili arasında bazı benzerlikler olması nedeniyle tarihçilerin bir kısmı da İskitleri İran asıllı olarak benimsemek eğilimindedir. Diller arasındaki benzerliklere bakarak bir kavimin kökeni hakkında karar vermek son derece hatalı bir tutumdur. Bugün Türkçe’de yaşayan Arapça ve Farsça sözcüklere bakarak Türklerin Arap veya Fars kökenli oldukları ileri sürülemeyeceğine göre, İskit dilindeki İran asıllı sözcüklerin de bu kavimin İran asıllı olduğunu göstermesi yetersiz bir delildir. Ne var ki, İskitlerin geldikleri bölgenin Türkistan olması İskitlerin bir Türk kavimi olduğu konusunda daha güçlü bir kanıtıdır.

İskitler hakkındaki bilgilerin çoğunluğu Yunan kaynaklarından gelmektedir. O kaynaklarda ise İskitlerin İranlı olduklarına dair herhangi bir bilgi yoktur. Herodot tarihi ise İskitlerin Asya’dan geldiklerini ve Massagetlerin baskısı ile Batı’ya göç etmeye zorlandıklarını belirtmektedir. Ayrıca İran İmparatoru Darius‘un İskit ülkesini ele geçirmek için açtığı savaşı anlatırken, Herodot, İskitlerin kesinlikle İranlılara benzemediğini açıklamaktadır. İran da tıpkı Anadolu gibi tarihin çeşitli dönemlerinde birçok kavimin gelip yerleştiği bir bölge olduğundan, birçok kavim veya boy ile kültürel etkileşimi olmuştur. Herodot’un tanımlamasına göre İskitler kentlere yerleşmiyorlardı. Beraberlerinde götürdükleri atlı arabalarda yaşıyorlardı. At sırtında, yay ve ok ile savaşa alışmış bir kavim olan İskitler, yiyecek için tarıma değil, hayvan sürülerine dayanıyorlardı. Yemin törenleri sırasında büyük bir kaba şarap koyan İskitler bu şaraba biraz da kanlarından karıştırarak içerlerdi. Türklere özgü olan kan kardeşliği İskitlerde yaygın olarak görülmekteydi. Kral öldüğü zaman kol ve yüzlerini kesmek, saçlarını tıraş etmek de Türk kavimlerinin bir özelliği olarak gene İskitlerde görülmekteydi. İskitlerin Türklere benzeyen birçok yanı vardı, üstelik araba içinde yaşamaları Türk olmayan göçebe kavimlerde pek sık rastlanmayan bir adetti.

Bu özelliklerin farkına varan tarihçilerin hemen hepsi İskitleri Türk saymaktadırlar. Ancak, bazı Türk tarihçileri de İskitleri yeterince incelemeden Türk olarak benimsememektedirler. Arabalarda yaşayan İskitler sürekli olarak civar bölgelere akınlar yaptıkları için komşu ulusların sürekli korktukları bir kavim olmuştur. İran’da Medler, Persler tarafından uzaklaştırılınca Güney Rusya ve Aral bölgesine doğru göç etmişler, ama İskitlerle yaptıkları savaşlarda yenilmişlerdir. İran imparatoru Sirüs son seferini İskitler üzerine yapmış ve Aral bölgesinde M.Ö.529 da yenilmiştir. Bu tarihlerde İskit İmparatoru Tomris isimli bir kadındır. Daha sonraları ise Darius’un yaptığı seferler boşa çıkmıştır. İskitler yalnız İran cephesinde değil, sınırları bulunan tüm cephelerde sürekli savaşmış cengâver bir ulus olarak tarih sahnesine geçmişlerdir.

İskitler, Asur kaynaklarında ‘Cogu’ diye anılan hükümdarlarının yönetiminde Kuzey Kafkasya yolunu izleyerek göç etmişler ve bu bölgede yaşayan ve gene proto-Türk sayılan Kimmerleri sürmüşlerdir.

İskitler göçebe bir ulus olmalarına karşın kendi dönemlerinde önemli bir uygarlık yaratmışlardır. İskit eserleri günümüzde bile o bölgede görülebilmekte, bazıları ise müzelerde izlenebilmektedir. Özellikle İskit vazosu Batı dünyasında çok tanınmıştır. Arabalarda yaşayan İskitler kendi yaptıkları eşyalarını da beraberlerinde taşırlardı. Mücevherden başlayarak çeşitli süs eşyası yapan İskitler, yepyeni bir sanat yaratmışlardı. Daha sonraları aynı bölgeye gelerek yaşayan ve devlet kuran Hunların da İskitlere benzer bir yaşam biçimine ve özelliklere sahip bulunması da İskitlerin Türk olması savını güçlendirmekledir. İskitlerin kültür ve sanat eserleri de bu savı doğrulamaktadır.

Altın broş Hermitaj Müzesi
(Jettmar 1964, s.185) İskitlerle ilgili kazılar, İskitlerin gelişmesi hakkında genel bir görüş vermektedir. Başlangıçta İskit kültür merkezi güneydoğu bozkırlarına, Kuban ve Taman Yarımadası’na doğru kaymaktadır.
Martonaşa ve Melgunov kazılarının gösterdiği gibi İskitler Güney Ukrayna‘da aşağı Dinyeper ve aşağı Buğ arasında dağınık bir egemenlik kurmuşlardı. Ancak M.Ö.IV. asırda İskit kültürü Ukrayna’da gelişebilmiştir.

Solokha ve Denev kurganlarının gösterdiğine göre ise M.Ö.III. yüzyılda İskit uygarlığı en üst düzeyine çıkmıştır. İskit yayılmasının Batı’da erişebildiği en kuzey uç kuzeydeki ormanlık bozkırların sınırı Voronej yöresi olmuştur.

Kuzeydoğuya doğru İskit yayılması yukarı çıkarak Saratov bölgesine erişmiştir. Bu bölgede yapılan önemli kazılar Savromal adlı bir İskit boyunun bu bölgede yerleştiğini açıklığa kavuşturmuştur. İskitler Ukrayna’da tam bir köylü kültürü yaratmışlardır. İskitler yarattıkları yüksek kültür ile komşu ulusları da etkileri altına almışlardır. Bugün müzelerde bulunan sanat eserleri İskitlerin uygarlık düzeylerinin ne kadar yüksek olduğunu göstermekledir. İskit sanatı doğrudan Yunan sanatını da etkilemiştir. Doğu’dan gelen göçler nedeniyle İskitler Avrupa’nın batısına doğru göç etmeye başlayınca İskit sanatı bütün Avrupa’ya yayıldı. İskitlerin yalnız erkekleri değil, kadınları da usta savaşçı idiler. İskit kadınlarının cesaretleri ve beceriklilikleri dillere destan olmuştur. İskit toplumunda kadının yeri çok yüksekti. Toplumun ve devletin en üst makamlarına kadar kadınlar yükselebiliyorlardı. İskit hükümdarları arasında kadınların da önemli yeri vardır.

İskitler çiftçi ve göçebe olmak üzere ikiye ayrılırlardı. Çiftçiler daha uygardılar. Göçebeler ise arabalarda yaşarlardı. Elverişli buldukları yerlerde uzun süre yaşarlar, sonra da kendilerine yeni yurtlar ararlardı. İklim ve mevsime göre İskitlerin yurtlarını değiştirdikleri anlaşılmıştır. Arabaları iki, üç veya daha fazla öküz ile çekilirdi. Göç zamanında kadınlar araba içinde, erkekler at üstünde, arabaların yanında giderlerdi. Asya’nın kuraklığı yüzünden durmadan göç ederler, ancak elverişli bir yer bulduktan sonra yerleşirler ve ilkel köy toplulukları oluştururlardı. Eski Türkler’de olduğu gibi İskitler’de en geçerli hayvan at idi. Kesilen kurbanlar kazanlarda pişirilerek dağıtılırdı. İskitler şarap yaparlar ve içmeyi severlerdi. Şarabın yanında İskitlerde kımız gibi bir içkinin bulunması da bu kavimin Türklüğünü gösteren başka bir göstergedir. İçkiyi seven İskitler, içki içmenin yöntemini de bilirlerdi. Eski tarih kitaplarında Ispartalılara susuz şarap içmesini İskitlerin öğrettiği yazılıdır.

Bozkır estetiği, İskitler aracılığı ile Güney Rusya‘ya yerleşmiştir. İskitler göçebe yaşam biçimleri nedeniyle, resim, heykel ve kabartmacılık gibi sanat alanlarına yabancı kalmışlardır. Bütün lüksleri elbise, kuyumculuk ve koşum takımları yapmaktan öteye gitmiyordu. Kemer kopçası, kılıç tasması, eyer halkaları, araba süsleri, bayrak direkleri, halılar hep İskitlere özgü bir stilde yapılmıştı. İskitler geyik ve yaban eşeği sürülerini kovalamak, ceylanlarla kurtların kapışmasını izlemekten zevk alarak tüm yaşamlarını at üzerinde geçiriyorlardı. Hayvanlar arası çekişmeler İskit sanatını konu olarak etkilemiş ve hayvan figürleri İskit sanat eserlerinde çokça yer almıştır. İskit sanatında sırf süsleme amacıyla geometrik desenler içinde hayvan biçimleri görülmektedir. Sanatta hayvan biçimlerinin stilize olmasına İskitlerin katkısı büyüktür. Gerçekçi hayvan resimleri İskit süsleme sanatının temelini oluşturmuştur. Uzuvların ve organların ezilmesi, yırtıcı hayvanların diğer canlıları parçalamaları, ayıların pençelerinde kıvranan geyikler sıkça işlenen konular arasında yer almıştır. Yukarı Volga ormanlık bölgesine doğru ilerleyen İskit bozkır sanatı Fin-Uygur kaynaklı olan, Kazan civarındaki Anonin uygarlığını etkilemiştir. Bu bölgede yapılan kazılarda İskit izleri taşıyan hayvan figürlerine çokça rastlanmıştır. Orta Sibirya bölgelerine kadar İskit bozkır sanatının etkileri yayılmıştır. İskit sanatı çok yaygınlık kazanmış ama, dağılırken de zayıflamıştır. Sibirya ormanlarında bu devirden örnekler bulunmuştur.

İskitler’de İnanç ve Gelenekler;  Atlı kavimler uygarlığının kurucusu olan İskitler Çin’den Tuna’ya kadar olan geniş bozkırlara egemen olmuşlardır. Helenistik dönemde İskit sözcüğü tüm kuzey ve doğu barbarlarını içine almıştır. İskitler her bakımdan atlı bir uygarlığın temsilcisi oldukları için barbar sözcüğü ile tanımlanmışlardır. Tüm göçebelerde ve dağlı kavimlerde olduğu gibi İskitlerde de ruhsal yaşama inanış öncelik taşımıştır.

İskit tanrıları M.Ö.IV. yüzyıldan sonra belirginlik kazanmışlar, Grek etkisi ile Yunan tanrıları da İskit tanrılarından sayılmıştır. İskitler tarih sahnesine çok çabuk girdikleri gibi, aynı hızla da yok olmuşlardır. Kendileri zamanla yok olmuşlar, ama oluşturdukları yüksek kültürel değerler bir süre daha tarih sahnesinde etkisini sürdürmüştür. Yaşadıkları yerlerde paganizm İskitler’den sonra da sürüp gitmiştir. Güçlü dinsel inançları, bazı ticaret ilişkileri ile İskandinav ülkelerine kadar yayılmıştır.

Grek kaynaklarında ve Herodot tarihinde İskit tanrıları şu sırayı izleyerek açıklanırlar. En önde canavarların tanrıçası sayılan Tabiti’ye yer verilmiştir. Büyük tanrıça kabul edilen Tabiti’nin pişmiş topraktan değişik biçimlerde yapılmış figürleri vardır. Bazılarında ayakta durur, bazılarında da kucağında bir yavru taşır. İskitler kendi bölgelerinin kıyılarını çok sıkı biçimlerde korurlar ve yakaladıkları İonyalı denizcileri bu tanrıçaya kurban ederlerdi İskit figürlerinde yarı insan yarı tanrı olarak belirtilen bu tanrıça bir bakıma Anadolu’daki Artemis’e benzetilir ve kralın halkı kesin olarak büyük tanrıçanın himayesi altındadır. Büyük tanrıçanın ilahi gücüne İskit ülkesinde yaşayan tüm insanlar inanır. Tabiti’nin yırtıcı hayvanların arasında bu hayvanları tutarak zapteden görünümleri ilgi çekicidir ve bu motifler Anadolu’da neolitik dönemin önemli merkezlerinden olan Çatalhöyük’de de bulunmuştur. Bu da, tarih öncesi dönemlerden bu yana çeşitli bölgeler arasındaki kültür alışverişini göstermesi bakımından önemli bir konudur.

Ayrıca, göktanrısı Papaios da önemli bir tanrıydı. Ay ve yıldızların sembolü olarak da tanrıça Apaia’ya inanılıyordu. Bu tanrıça evliliğin ve kadın haklarının simgesiydi. Apollon kötülükleri yok eden ışık tanrısı, Afrodit kadın güzelliğinin, aşk ile sevginin tanrıçasıydı. Sürekli savaşan bir ulus olarak İskitler savaş tanrısı olarak da Ares’e inanırlardı. Her kabilede başkanın yaşadığı yerin yanına bir Ares mabedi yapılırdı. Düşmanlardan aldıkları her yüzüncü esiri bu mabette tanrılarına kurban ederlerdi. Yüzüncü esirin başını şarapla ıslatarak takdis ederler, başını kestikten sonra kanını kılıçları üzerine sürerlerdi. 

İskitler tanrılarına her çeşit hayvanı adar ve kurban ederlerdi. Ancak en çok at kurban edilirdi. Kurban törenleri çok görkemli olur, tanrılara dua edildikten sonra kurban kesilirdi. Kendilerine özgü kurban etme yöntemlerinin yanı sıra, civar kabilelere benzeyen usuller de kullanırlardı.

Eskiçağda yaşamış tüm kavimler gibi İskitler de Büyüye, sihire ve tılsımların gücüne inanırlardı. Büyüye, toplum olarak, dinden daha fazla önem vermişlerdir. Rahipleri yoktu, ama bunun yerine söğüt dallarından geleceği söyleyen şamanları vardı. Çeşitli büyücülük yöntemlerine İskitlerin evlerinde de başvurulurdu. İskitler dine önem verirlerdi ama, büyücülerin toplumda yeri pek iyi değildi.

Özellikle krala yanlış bilgi veren büyücüler cezalandırılırdı. Büyücülerin tüm kehanetlerinin çıkmaması bunların toplum içindeki yerlerini de sarsmıştı. Bazı büyücüler de bilgilerinin yanlış çıkmasından sonra odunlar üzerinde, halkın gözü önünde yakılırdı. Büyücülerin, varsa erkek çocukları da yakılır, ancak kızlarının yaşamasına izin verilirdi.

Gene eski Yunan tarihçilerinin verdikleri bilgilerden İskitya’daki tıp ve hekimlik çalışmaları konusunda genel bir düşünceye sahip olunabilmektedir. Tüm zamanların en büyük hekimi olarak kabul edilen Hipokrat uzun bir süre İskitler arasında yaşamıştır. Hipokrat’ın yazdıkları, İskitler hakkında bazı ilginç bilgiler vermektedir. Eski Yunanlılar Truva savaşlarından sonra İskit ülkesini tanımışlar Karadeniz’de yeni koloniler kurmaya başladıktan sonra İskitya’nın içine girmişler ve halkla yakın ilişkiler kurmuşlardır. Yunanlılar İskitler’le yalnız ekonomik değil, her alanda ilişkiler geliştirmişlerdir. İskit hekim ve filozofu Anaharsis’in anasının Yunanlı, tanınmış Yunan hatibi Demosten’in büyük anasının İskit olması bu iki ulus arasında yakın akrabalık ilişkilerinin kurulduğunu da göstermektedir. Yunanlı tarihçiler, yüksek İskit uygarlığını benimserlerken, kendi dönemlerinin en ileri bilgilerine sahip olduklarını yazarlarken; Batılı tarihçiler, Hıristiyanlığın etkisiyle, İskitlerin Orta Asya kökenli oluşları yüzünden bu uygarlığı görmezlikten gelmişler ve uygarlığın Yunanistan’da doğduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa Yunan uygarlığı İskit etkisiyle oluşmuş ve buraya uygarlık ışığını İskit Türkleri getirmiştir.

Hipokrat yazdıklarında İskitleri ve uygarlıklarını şöyle anlatır: İskitler ata çok iyi binerler ve savaşçı bir ulusturlar. İskit kadınları da ata binerler ve ok ile yay kullanırlar. Kız kaldıkları kadar cenk ederler ve üç düşman askeri öldürmedikçe evlenmezler. Bir kız bir erkeğe vardıktan sonra bir daha ata binmez ve silah kullanmaz. Kadınların sağ memeleri yoktur, çünkü kızlar çocukken bu iş için hazırlanmış bakır bir aleti kızdırarak bedenlerinin bu kısmını yok ederler. Sağ meme bu yoldan yakıldıktan sonra büyüyemez ve bedenin tüm gücü daha sonraki gelişmede sağ omuza ve kola gider.

İskit hekimleri ıhlamur yaprağına bakarak bir hastalığın geleceği hakkında haber verirlerdi. Bir anlamda falcılık da denebilecek bu yol ile hastanın durumunu belirlemeye ve buna göre iyileştirmeye çalışırlardı. Kendilerine göre geliştirdikleri tıp yöntemleri halk arasında yaygınca kullanılırdı. Halk hekimliği İskit toplumunda epeyce yaygındı.

İskitlerin ölüler için uyguladıkları özel törenler vardı ve krallar için ayrı cenaze töreni yapılırdı. Kralın hizmetçilerinden elli tanesi seçilir ve bunlar kral için özel olarak boğdurulurdu. Bu törenlerin bazen bir yıl sürdüğü de görülmüştür. Normal olarak bir cenaze töreni kırk gün sürer ve ölen adam tüm dostlarının evlerine birer gün götürülür, ondan sonra toprağa verilirdi. Ölülerin mumyalanması da İskitler’de görülen bir başka gelenekti. Eski Türklerin yok olmayı kabul etmemeleri İskitleri de etkilemiş ve ölülerin mumyalanması yoluna gidilmiştir.

İskit-Saka İmparatorluğu, tarihin en eski çağlarında Türklerin kuzey yolu ile hem Anadolu’ya hem de Avrupa’ya gelmelerini göstermesi açısından son derece ilginçtir. Batılı tarihçilerin ileri sürdükleri gibi, Türkler ilk kez Osmanlılarla Avrupa’ya gelmemişler, aksine İskitler aracılığıyla en eski çağlarda Avrupalı olmuşlardır. Türkler bu açıdan hem Asyalı, hem de Avrupalı bir ulustur.

1 24 5