kralınkızı neler yazmış

Yazar takip için üye girişi yap. Bu yazarı 1 kişi takip ediyor

İlmi sima kısa tanımıyla vücut yapısından hareketle karakter analizi yapılmasını ifade eder. Vücut yapısı ve karakter arasında doğal bir irtibat olduğu inancı ile ortaya çıkan ilmi sima batıda ve bilimsel terminolojide fizyonomi, doğu terminolojisinde ise ilmi feraset, ilmi kıyafet gibi isimlerle bilinir. Bilimsel temelden yoksun olduğu eleştirileri yapılsa da özellikle istihbarat ve güvenlik, satı ve pazarlama alanlarında ilmi sima verilerinden faydalanılmaktadır.


Filozoflar bu alana ilişkin açıklamalar yaparken, İslam âleminde bazı ulema ilmi sima bilgilerini kullanmışlardır. Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname isimli kapsamlı eserinde ilmi sima konusuna da temas etmiştir:
‘Allah insanı en güzel şekilde süsleyip nurlandırmıştır. Bunun yani sıra, insanları şekil ve karakter olarak değişik yaratmıştır. Sonra lütuf ve inayeti ile şekli karakterin ve azayı(organları) da ahlakın belirtisi kılmıştır. Böylece, insan önce kendi görünümünden kendi karakterini tanımlayarak ihtimam ile ahlakını güzelleştirir.’
Eski Yunan’da da bu alana ilişkin çalışmalar olsa da fizyonominin temellerinin Çin’de atıldığı görüşü kabul görmektedir. Çinliler yüz biçimlerine göre karakter özelliklerini ve başarı düzeylerini tespit etmeye çalışmışlardır. Çin’den sonra fizyonomi ile ilgili farklı görüşler ortaya çıkmış olsa da Çin ekolünde önemli bir yer kaşlar, gözler, ağız, burun ve kulaklar diğer ekollerde de önemli yere sahiptir.
Yüz okuma ile;
  •          Duygusal durumlar,
  •          Arkadaşlık,
  •          Ketumluk,
  •          Karar verme becerileri
  •          Merhamet ve zalimlik gibi özelikler hakkında bilgi edinmek mümkündür
Okuma Önerileri
  • İskender Fahreddin, Fizyonomi (Eski bir eser)
  • Erol Göka-Murat Beyazyüz, Gerçek İnsanın Yüzünde Yazar mı?
  • Halid Ziya Uşaklıgil, Ruhun Lisanı: İlmi Sima
  • Mustafa Bin Bali, Yüzler Hali söyler
  • Erzurumlu İbrahim Hakkı, Marifetname 18.yy.
  • Mehmet Ali Bulut - Elfabe
  • Empati: Sosyal Bilinç olarak da adlandırılabilen Empati, kişinin kendini karşıdaki kişinin yerine koyması olarak tanımlanabilir. Duygusal Zekanın gelişmiş olması için, kişinin önce kendisini tanıması, güçlü yönlerini bilmesi, gelişim alanlarının farkına varması, nerede nasıl tepki vereceğini bilebilmesi gerekir. Kişi kendini tanıdıktan sonra, kendi duygusal tepkilerini kontrol edebilmeli, daha sonra da karşısındaki kişilerle iletişim kurmalıdır. Karşımızdaki kişi ile doğru iletişim kurabilmenin en önemli yolu, kişinin kendisini onun yerine koyarak, ne hissettiğini anlamaya çalışmasıdır. Kişinin empati yapabilmesi için, o kişinin genel profilini ve o anki ruh halini biliyor olması gerekir. Empati yapmak çok kolay gibi görünmekle birlikte, aslında tamamen kendi kimliğimizden sıyrılarak o kişinin, bakış açısı, profili ve o anki ruh haline bürünerek o kişi ile duygudaşlık yapmak o kadar da kolay değildir. Bizim için önemli olmayan bir konu, karşımızdaki kişi için çok önemli olabilir. “Boş ver”, “takma kafana” gibi, sözler zaman zaman moral vermekten çok empatiden uzak ifadeler olarak bile algılanabilir. Bunun için karşımızdaki kişiyi gerçekten iyi anlamaya çalışmak, onun değerleri, bakış açısı, o anki ruh hali gibi pek çok şeyi birlikte dikkate alarak kişiyi anlamaya çalışırsak empati konusujnda başarılı bir adım atmış oluruz.
  1. İlişki Yönetimi: Duygusal zeka için en önemli konulardan biri insanlarla iyi iletişim ve ilişki kurabilme becerisidir. Yukarıda açıkladığımız 3 başlık da İlişki Yönetimi konusundan ayrı düşünülemez. Kendinin farkında olmayan, kendi duygusal tepkilerini doğru şekilde yönetemeyen ya da empati becerisi olmayan kişilerin diğer insanlarla iyi iletişim kurması düşünülemez. İlişki Yönetimi çok geniş bir konudur ancak en basit anlamda, kişinin kendisini açık ve net şekilde ifade edebilmesi ve aynı zamanda başkalarını etkin bir şekilde dinleyerek onları anlama becerisi olarak tanımlanabilir.

Bir kişiyi anlayabilmenin ilk adımı o kişiyi dinlemekten geçer. Dinlemek çok basit göründüğü halde aslında çok da kolay yapamadığımız bir eylemdir. Herkes dinlemeye çalışır, ancak çok az insan gerçekte dinler.

Etkin dinlemede:

  • Dinliyormuş gibi yapma
  • Zihin okuma
  • Söz kesme
  • Kendi söyleyeceğini tasarladığı için sıra bekleme
  • Gündüz rüyaları

Vb. pek çok iletişim engeli vardır. Kişinin karşı tarafı etkin şekilde dinleyip anlayabilmesi için öncelikle ön yargılardan uzak, kendi söyleyeceklerini düşünmeden, tamamen karşıdaki kişiye odaklanarak dinlemesi gerekir, ama dediğimiz gibi günümüz yoğun yaşam şartlarında bunun mükemmel şekilde yapılması her zaman mümkün olmayabilir.

Etkin dinleme yaptıktan sonra kişinin, karşı tarafı iyi anlamasından sonra, önemli 2. adım ise, kendini doğru ifade etmesidir. Bunun için doğru beden dilini kullanmak, uygun ses tonu ile konuşmak, olumlu iletişim dilini kullanmak son derece önemlidir.

İlişki Yönetimi başlığı çok derin konuları içerdiğinden sadece dinleme ve ifade etme olarak açıklanamaz, aynı zamanda kişilerin bu şekilde kurmuş oldukları ilişkileri uzun süre sürdürebilemeleri de yine bu başlık altında incelenebilir.

Birçok tanımı yapılmış olan duygusal zeka  özetle kendini harekete geçirebilme, aksiliklere rağmen yoluna devam edebilme, dürtülerini kontrol ederek tatminini erteleyebilme, ruh halini düzenleyebilme, kendini başkasının yerine koyabilme ve ümit besleyebilme yeteneğidir. 

Duygusal Zeka’nın 4 alt başlığı vardır:

  1. Öz Bilinç
  2. Öz Yönetim
  3. Empati – Sosyal Bilinç
  4. İlişki Yönetimi

Bazı kaynaklarda bu 4 başlığın dışında bir de Kişisel Motivasyondan söz edilir, ancak bu yazıda sadece üstteki 4 kavrama odaklanacağız.

Öz Bilinç

Öz Bilinç kişisel farkındalık olarak da tanımlanabilir. En yalın haliyle, kişinin kendi duygularının, kendi güçlü ve zayıf yanlarının farkında olması olarak açıklanabilir. Duygusal Zeka açıklanırken ilk olarak bahsedilmesi gereken konunun Öz Bilinç olmaıs çok normaldir, çünkü her şey kişinin kendini tanıması ile başlar. Kendini tanımayan, kendi duygularının farkında olmayan bir kişi, başkalarının duygularını anlayıp, onları yönetemez.

Öz Bilinci yüksek kişi, kendi güçlü yönlerini bilir. Neyi yaparsa mutlu olacağını, hangi yönlendirip ön plana çıkarması gerektiğini bilir. Bu iş yaşamı için son derece önemlidir.

Kişinin kendi yeteneklerini bilmesi, güçlü yönlerinin farkında olması, kendisi için doğru işi seçmesi açısından da çok kritiktir. Ne yazık ki, mesleğimizi seçtiğimiz yaşta, bu farkındalıkların çoğunu henüz geliştiremiyoruz, ancak ebeveynlerin, öğretmenlerin kişileri yakından tanıması bu aşamada çok yardımcı olabilir. Bugün pek çok kişinin yaptığı işten memnun olması, dahası kendisine uygun olmayan bir işi yapıyor olmasının temelinde yatan sebep, Öz Bilinç sorunudur. Örneğin, detaylarla uğraşmayı hiç sevmeyen, rakamlarla arası pek iyi olmayan bir kişi, Muhasebe vb. iş yapar ise, o kişinin yaptığı işte çok mutlu ve başarılı olmayacağı gayet aşikardır.

Öz Bilinç güçlü yönlerimizin yanında zayıf yönlerimizin, moda deyimle –gelişim alanlarımızın- farkında olmamızı da sağlar. Zayıf yönlerimizin farkında olarak onları geliştirmeli ve dolayısı ile kendimizi geliştirmeliyiz. İnsanoğlunun sürekli tekamülden ibaret bir psikolojik varlıktan ibaret olduğunu düşünürsek bu da iş ve sosyal yaşamda çok önemlidir. Tabii ki sadece farkında olmak yetmez, mutlaka farkında olduğumuz bu yönlerimizi geliştirmek için ciddi çaba da harcamalıyız.

Bu aşamada kişisel gelişimin 4 önemli aşamasından bahsedebiliriz:

  • Bilinçsiz Yetersiz
  • Bilinçli Yetersiz
  • Bilinçli Yeterli
  • Bilinçsiz Yeterli
  • Bilinçsiz Yetersiz: Öz Bilincin, genel anlamda ya da sadece tek bir konuya özel olarak, yeterince gelişmediği durumları gösterir. Bu aşamada kişinin birtakım zayıf yönleri vardır ve kişi bunların farkında değildir. Tabii bu tüm zayıf yönlerimiz için geçerli değildir, sadece tek bir yönümüzle ilgili bilinçsiz yetersiz olabilir. Örneğin kendimizle ilgili pek çok şeyin farkında olabiliriz, ancak öfke yönetimi konusunda başarısız olabiliriz ve kendimizi bu konuda başarılı olarak görüyor olabiliriz. Ya da kendimizle ilgili olmamız gerekenden çok daha fazla olumluyuzdur ve genel anlamda zayıf yönlerimizin farkında değilizdir.
  • Bilinçli Yetersiz: Kişisel Gelişimin 1. aşamasında biliçsiz yetersiz iken, bu aşama artık bu konuda farkındalığımızın olduğunu gösterir. Örneğin öfke yönetimi konusunda kendimizi başarısız görmez iken, yakın çevremizin bizim bu konudaki gelişim alanımızı bize gösterir ve farkındalığımız artarak Bilinçli Yetersiz aşamasına geliriz. Yani, artık bir zayıf yönümüz vardır ve biz bunun farkındayızdır. Kişisel savunması çok güçlü, eleştiriye açık olmayan kişiler için durum bu kadar kolay olmayabilir. Bu kişiler, yakın çevresinden dahi olsa gelen bu tip eleştirileri almakta zorlanırlar, dolayısı ile hayatlarının sonuna dek bu zayıf yönlerini reddederek, bilinçsiz yetersiz kalabilirler. Bilinçli Yetersiz aşamasına geçebilmek için, yapmamız gereken pek çok önemli şeyin yanı sıra, en çok dikkat edilmesi gereken konu eleştiri alabilmektir. Tabii eleştirinin, kimin tarafından ve ne niyetle yapıldığı konuları çok önemlidir, ancak genel anlamda eleştiriye açık olabilmek önemli bir erdemdir.
  • Bilinçli Yeterli: Kişisel Gelişimin 2. aşamasında bilinçli yetersiz iken, artık zayıf yönlerinin farkındadır, ancak bu da yeterli değildir. Kişinin farkındalık geliştirdiği konu ile ilgili gelişmek istemesi de önemlidir. Yani kişi, gelişim alanının farkında olabilir, ancak “bu benim eksiğim, ben buyum.” diyerek gelişime kapalı bir tutum da sergileyebilir. O nedenle 3. Aşama kişisel gelişimin artık gerçek anlamda oluşmaya başladığı aşamadır. Bu adımda, kişi zayıf yönünün farkındadır ve o yönünü ortaya koyma aşamasında kendisini bilinçli olarak uyarır ve o davranışını yapmamak için kendini telkin eder. Örneğin kişi, eleştiriye açık değilse ve bunun farkında ise, eleştiri ile karşılaştığında, ilk içsel tepkisi bunu otomatik olarak reddetmek olacaktır, ancak bilinçli yeterli bir kişi, önce durumunda farkında olup, yutkunarak, eleştiriyi alma konusunda kendisini telkin eder, yani içsel olarak ilk tepkisi reddetmek olacak olsa da, kişi bilincini kullanarak eleştiriyi kabul etmeye çalışır.
  • Bilinçsiz Yeterli: Bu aşama ise, artık öğrenmenin tam olarak gerçekleştiği, davranış değişikliğinin olıuştuğu ve dolayısı ile kişisel gelişimin artık tam anlamı ile tamamlandığı aşamadır. 3. aşamada kişi, farkında olarak kendini durdururken bu aşamada her şey otomatik olarak gelişir. Bu aşamaya gelinmesi için, 3. yani bilinçli yeterli aşamasında ne kadar çaba sarf ettği önemlidir. 4. Aşamaya geçiş süresi, konuya ve kişiye göre çok değişir.

Duygusal Zekanın olmazsa olmazı ve başlangıç aşaması olan “Öz Bilinç” ile ilgili iletmek istediklerimiz şimdilik bu kadar. Şimdi de 2. Önemli konu olan Öz Yönetimden bahsedelim.

  1. Öz Yönetim: Öz Yönetim, kişinin duygusal tepkilerini kontrol edebilmesi, yani oto-kontrol olarak tanımlanabilir.

Duygusal tepkilerin kontrol edilmesi konusuna gelmeden önce hangi duyguları yaşadığımıza bakalım.

  • Öfke
  • Üzüntü
  • Korku
  • Zevk
  • Sevgi
  • Şaşkınlık
  • İğrenme
  • Utanma

Yukarıdaki herbir duygunun sonucu olarak verdiğimiz bir tepki vardır. Örneğin zevk duygusunun alt kümesinde bulunan mutluluk duygusu sonucunda gülebilir, duygusal paylaşımda bulunabiliriz. Üzüntü duyduğumuzda ağlayabilir, korktuğumuzda da kaçabiliriz.

Tüm bu duyguların arasında bizim için en yıkıcı tepkileri verdiğimiz duygumuz öfke duygusudur. O nedenle bu bölümde tek tek tüm duyguları incelemek yerine, sadece öfke duygumuza odaklanacağız. Öfke duygusu sonucunda, karşımızdaki kişi ya da kişilere fiziksel ya da duygusal zarar verebiliriz. Öfke duygusu sonrasında verilen tepkiler sonucunda, pek çok manevi ya da maddi kayıplar yaşayabiliriz, öfkemizi yönetemediğimizde, işimizi, eşimizi, sediğimiz insanları, paramızı, özgürlüğümüzü ve hatta ve hatta hayatımızı bile kaybedebiliriz. O nedenle öfke duygumuzun sonucunda vereceğimiz tepkileri mutlaka kontrol altına almalıyız. Duygusal zekası yüksek insanlar, öfkelendikleri zaman bunun farkına varıp, öfke yönetimini doğru yaparak, öfkenin getirdiği hasar ve zararlardan kendilerini ve çevrelerini koruyabilirler.

Peki nasıl öfkeleniyoruz? Öfkelenince beynimizde neler oluyor?

Beynimizde bulunan bir bölge olan Amigdala, bizi ani tepkiler vermemiz gereken durumlara karşı koruma altına alıyor. Bu sadece dışarıdan fiziki bir tepki geldiğinde değil, anlık olarak tepki vermemiz gereken her durum için geçerli br korumayı kapsıyor. Örneğin trafikte yayalar içinde kırmızı ışık yandığında, bir yaya olarak düşünmemize fırsat kalmadan duruyoruz, ve neden durduğumuzu bilmeden bu eylemi gerçekleştiriyoruz, bu süreçte düşünme ile ilgili hiçbir eylem gerçekleştirmiyoruz. Çünkü, anlık olarak durmamız gereken yerde, düşünme merkezimizin devreye girmesini bekleyip tepki vermeye çalışırsak, kırmızıda durmayıp ya da geç durup tehlikeli bir durumda karşılaşabiliriz. Bu durum aynı şekilde başkaları tarafından istemediğimiz bir davranışla karşılaştığımızda, kötü bir söz işittiğimizde, ani olarak tepki vermemizi gerektiren herhangi bir fiziki savunma durumunda da geçerlidir.

Amigdala’nın asıl amacı bizi bu tip ani tepki vermemiz gereken durumlarda, düşünmeden tepki vererek korumak olmakla birlikte, özellikle öfke anlarında düşünmeden verdirdiği tepkiler nedeniyle zor durumda kalmamıza neden de olabiliyor. Gördüğümüz ya da duyduğumuz bir şey o anda hiç vakit kaybetmeden amigdala tarafından algılanıp hemen anlık olarak tepki göstermemize neden olur. Amigdala’nın devrede olduğu anda, beynin düşünce merkezi devre dışıdır. O nedenle anlık olarak verdiğimiz ilk tepki düşünce ürünü değildir, ve genellikle de doğru değildir. O ilk tepkiyi verdikten 8 saniye sonra da, amigdala’nın işlevi biter ve artık beynimizin düşünce merkezi devreye girer, diğer bir deyişle artık bilinçsizce verdiğimiz tepki sona erer ve biz düşünmeye başlarız. O nedenle ilk tepki verdiğimiz anda biliçsizce rahatlar, 8 saniye sonra düşünce merkezimiz devreye girince ise, söylediğimiz ya da yaptığımızdan dolayı pişmanlık duyarız.

Bunun için yapmamız gereken en önemli şey, öfkelendiğimizi ve öfkemizden dolayı tepki vereceğimizi fark ettiğimiz anda bu tepkiyi vermemek için kendimizi kontrol altına almaktır. Bunun için 1’den 10’a kadar sayabilir, bir yudum su içebilir, sevdiğimiz birinin fotoğrafına bakarak dikkatimizi başka yöne çekebiliriz. Eğer uygun bir ortamda ise, o anda ortamı terk edebilir, telefonda konuşuyor isek, telefonu uygun ifade ile kapatabiliriz. Bütün bu yapabileceklerimizin arasında yapabileceğimiz en etkili şeylerden biri de diyafram nefesi almaktır. Diyafram nefesi diyaframımızı şişirerek burnumuzdan nefes alıp ağzımızdan yavaş yavaş nefes vererek yapılabilir.

Kullandığım bardak ölçüsü : 200 ml

250 gr oda ısısında tereyağ
1 su bardağından az fazla pudra şekeri (ben 1 su bardağı kullandım bence bir tık daha fazla olmalı şekeri tercih sizin)
2 adet yumurta
4 buçuk su bardağı un
1 paket vanilya
1 paket kabartma tozu
1 bardak iri ufalanmış ceviz
1 su bardağı kuru üzüm (ben kuru üzüm yerine iri iri doğradığım bitter çikolata kullandım)

Yapılışı ;
Ceviz ve üzüm hariç tüm malzeme güzelce yoğrulur.Kurabiye hamurundan bir tık daha sert ele yapışmayan bir hamur olmalı.
Üzerine ceviz ve üzüm eklenerek hamur tekrar yoğrulur.İri parçalar halinde koparılarak tepsiye dizilir. Isıtılmış 170 dereceli alt/üst ayar fansız fırında yaklaşık 20-25 dakika hafif pembeleşene kadar pişirilir. Oda ısısına geldiğinde servise hazırdır. Aslında ertesi güne kaldığında ya da 3-4 saat geçtiğinde tadı daha güzel oluyor afiyet olsun.

Zihinsel ve ruhsal süreçler ile fiziksel süreçler arasındaki ilişkiyi ele alan bir psikoloji dalıdır; zihin ve vücut arasındaki etkileşim üzerine bilimsel bir çalışmadır. Psikofizyoloji alanı doktorlar, psikologlar, biyokimyacılar, nörologlar, mühendisler ve diğer bilim adamlarının çalışmalarından yararlanır. Psikofizyolojik bir bozukluk, kısmen duygusal etmenler ile uyarılan fiziksel belirtilerle karakterizedir. Hastalık oluşumundan sorumlu olan yaygın duygusal durumlar arasında kaygı, stres ve korku yer alır. Yaygın psikosomatik hastalıklar arasında migren baş ağrıları, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu (DDHB), artrit, ülserli kolitler ve kalp hastalığı vardır.  

Psikosomatik hastalıkların tedavileri hem alopatik hem de alternatif tıp dünyasından yöntemleri sentezler. Yöntemler, ilaç tedavisi ve biofeedback’den, meditasyon, yoga ve masaj terapisinin kullanımına kadar değişiklik gösterir. Çoğu tedavinin etkili olduğu kanıtlanmıştır; bireyler hangi tedavilerden kendileri için en fazla faydayı sağlayacaklarını keşfetme sorumluluğuna ve özgürlüğüne sahiptir. Bir kişi için etkili olan tedavi başka biri için aynı sonucu vermeyebilir. Zihin/beden tedavisi arayan kişilere; seçeneklerini, uygulayıcıları ve kişisel ihtiyaçlarını değerlendirmeleri önerilir. Psikofizyoloji alanı, müşterilerin ulaşabileceği bilgileri arttırmak amacıyla araştırmalar yürütür. Genel anlamda, tedavi kişinin beden/zihin ilişkisi üzerine bilinçliliğini güçlendiriyor ve tamamlıyorsa seçilir. Genel sıhhat durumuna ulaşmada, zihnin beden üzerindeki –ve tam tersi– etkileri ele alırken böyle uygulamalar daha etkilidir. Örneğin zihin merkezli bir faaliyet olan meditasyon ve bir tür terapötik beden çalışması olan Rolfing, bu bilinçliliği yaratmada etkinliği ispatlanmış olan iki disiplindir. Hem fizyoloji, hem de psikoloji ile eşzamanlı olarak çalışan tedaviler en faydalılarıdır. Bu yaklaşım birbirini tamamlayan modelleri eşleştirerek sağlanabilir. Psikoterapi ile beden çalışmasının; meditasyon, görselleştirme ya da yoga ile bazı ilaç tedavilerinin birleşimleri örnekler arasındadır.

Zihin/Beden 

Meditasyon zihni sakinleştirme, duyguları yatıştırma ve fizyolojiyi dengeleme konusunda oldukça büyük bir potansiyeli olan eski bir yöntemdir. Doğu halkları ve onların gelenekleri asırlardır meditasyon sanatına yoğunlaşmaktadır. Meditatif teknikler kişinin dikkatini nefesine vermesinden, bir mantra (önceden belirli bir biçimde saptanmış bir sözcük ya da deyim) okumasına ya da kişinin belirli, değişmeyen bir imgeyi seyretmesine (görselleştirme tekniği) kadar farklılık gösterir. Bilinci bedensel algılara odaklamak sağlıksız düşünce kalıplarını kesebilir ve böylelikle stresin fizyoloji üzerindeki etkilerini azaltabilir ya da önleyebilir. Deneyimsel olgular kadar bilimsel araştırmalar da meditasyonun kan basıncını, kas ağrısını ve kolesterolü düşürdüğünü, sindirimi iyileştirdiğini, kaygıyı ve depresyonu azalttığını, bağışıklığı güçlendirdiğini ve enerji seviyelerini artırdığını göstermiştir. Meditasyon kişinin sonunda kendisini hem psikolojik hem de fizyolojik olarak tanımasına yol açabilir. Bu, iyileşmenin gerçekleştiği huzur ve dikkat halidir.

Beden/Zihin

Beden çalışmalarının bazı türleri, vücut üzerinde çalışılması ile zihni başarılı biçimde etkiler. Duygular, düşünceler ve hisler, zihinde olduğu kadar bedende de bulunurlar. Örneğin bunalımlı bir kimsenin bedeni, kamburlaşmış omuzları, asık yüz ifadesi ve yavaş hareketleri ile duygusal durumunu yansıtabilir. Psikoloji, gülümseme ye da dik vücut duruşu gibi olumlu fiziksel deneyimleri benimseyerek, kişinin zihninde bunların ölçülebilir etkilerini de yaşayacağını göstermiştir. Bu ilişki, psikofizyoloji bilimi vasıtasıyla tecrübe edilerek onaylanmıştır. Beden çalışması esnasında, şifacı bedenin yapısını manipüle ederek hem psikolojik, hem de fizyolojik sağlığı doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler. Bu terapi türünün faydaları hem psikolojideki yeni değişimlerden hem de fiziksel olarak var olan modellerin farkında olmayla ilgili değişimlerden kaynaklanır. Beden/zihin ilişkisinin farkına varılması ile şifacı ve alıcı; fiziksel dokudaki, zihindeki ve duygulardaki eski modelleri bozabilir. Genel beden/zihin özgürlüğü gelişirken, bu beraberinde holistik bir sağlık durumunu da getirebilir.


1954’te Gaziantep’in İslâhiye ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi.

1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu.

Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı.

1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı.

Birçok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu…

Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı…

1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı.

1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. Kısa bir süre sonra ajansın haber müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve Ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi.

1997 yılında İHA’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı.

2001 Mayısında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Basın danışmanlığına getirildi. 3 yıl bu görevde kaldı. Bir süre Ali Müfit Gürtuna’nın basın ve siyasi danışmanlığını yaptı. Turkuaz Hareket’in mantalitesinin oluşturulmasında büyük katkısı oldu.

Bugün Gazetesi Yurt Haberler müdürü olarak çalışan Bulut, emekli ve sürekli basın kartı hamilidir.

Eserleri:

Karakter Tahlilleri

Dört Halifenin Hayatı

 Geleceğinizi Okuyun

 Rüya Tabirleri

 Asya’nın Ayak Sesleri

 Ansiklopedik İslam Sözlüğü

 Türkçe Dualar

 Fardipli Sinha

 Derviş ve Sinha

 Ruhun Deşifresi

 Gizemli Sorular

 Ahkamsız Hükümler

 Can Boğazdan Çıkar

 Elfabe

 Sofra Başı Sağlık Sohbetleri gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır.

Roman ve Hikaye:

Mehmet Ali Bulut’un Roman türünde yazılmış Fardihli Sinha, Derviş ile Sinha adında iki romanı ve aynı serinin devamı olarak Zu Nima ve Fardipli Sinha 2 ve Fardipli Sinha 3 tamamlanma aşamasındadır.

Yüz Analizine Dair Birkaç Küçük Bilgi

• Yüzün sol tarafı kişinin dış dünyadan gizlemek istediği iç dünyasını, gerçek karakterini, daha duygusal tarafını ve mizacını temsil eder.

• Yüzün sağ tarafı kişinin dış dünyaya ‘filtrelerle seçerek yansıttığı’ duygu- düşüncelerini, sosyal ve profesyonel ilişkilerini temsil eder. Bu anlamda yüzün sağ tarafına 'sosyal maske' denir.

• Yüzün üst kısmı, yani alın kısmı, çocukluğu (daha çok da ergenlik dönemini), geçmişi ve ebeveynlerle (özellikle de anneyle) olan ilişkiyi temsil eder.

Kişinin saçına ne kadar iyi baktığı ve ne yönde taradığı da kişilik üzerinde etkiye sahiptir. Örneğin, kişinin saçı doğal haliyle farklı yönlere gidiyorsa, ya da kişi öyle bir tarama stili seçiyorsa, özellikle de bir eşiyle veya karşı cinsle ilişki sorunu olarak değerlendirilebilir.

Saç anten gibi işlev gördüğünde , farklı yönlere giden kıvırcık saçlar çok fazla dış ilgi çekebilir ve böyle bir saça sahip kişinin dikkati daha kolay dağılabilir.

Saçta kelleşme de kişinin davranış eğilimlerine dair bir işarettir.

Saçları başın ön tarafından dökülerek kelleşmelerde YİN yaklaşımı yani ‘analitik eğilimler ve çok düşünce’ söz konusuyken, saçları tepeden veya arkadan dökülen kişilerde YANG kişilik eğilimi, yani fevrilik, tepkisel ve rekabetçi yaklaşımlar daha baskındır.

Kellik aynı zamanda sorunlu (aşırı ve gereksiz) düşüncenin bir sonucu da olabilir. Örneğin, işle ilgili artan gerginlik duygusu veya bir iş ilişkisinde sorun yaşayan birine baktığınızda, bu tür bir kellik gözlemleme olasılığınız yüksektir.


Hoşgörülü İnsanların Ortak Yüz Özelliklerinden Birkaçı

Bitiş kısımları aşağı, başlangıç kısımları ise biraz yukarı doğru eğimli kaşlar (yani YİN kaşları), büyük ve net bakan gözler, büyük, baştan ayrık ve dolgun kulak memeleri, hoşgörülü ve açık fikirli kişilerdeki ortak bazı özelliklerdir.

Bu özelliklere sahip biri, insanların farklılıklarını hoşgörüyle karşılar. Böyle bir kişinin aynı zamanda geniş ve yüksek bir alnı varsa, farklı görüş ve inançları olan insanlara da geçinebilirler.

Hoşgörüsüz olma eğilimi olan bir kişinin kaşları arasında dikey bir çizgi görebilirsiniz. Başlangıç kaşları burnun dağ köküne (yani iki kaş arasına) doğru ve aşağı yönde (öfkeli bir bakış oluşturan) bir açıdaysa ve kulak memeleri küçük ya da yok gibiyse, kaşlarından keskin açılı bir yapı varsa ve kaşlarla gözler arasında kısa ya da hiç mesafe yoksa, bu kişilerin sabırsızlıkları ve hoşgörüsüzlükleri de artabilir. Bu kişilerin küçük, birbirlerine yakın gözleri, çökük yanakları ve kenarları aşağı doğru olan ağızları varsa hoşgörüsüzlük aratacaktır.


Havuçlu Cevizli Tarçınlı Kek

Malzemeler

3 yumurta

1 su bardağı şeker

Yarım su bardağı sıvı yağ

1 paket krema/200 ml ( isteğe göre)

2 su bardağı un

2 paket kabartma tozu

1 paket vanilya

1 su bardağı çekilmiş ceviz

1 su bardağı rendelenmiş havuç

1,5 tatlı kaşığı tarçın

bir yemek kaşığı limon suyu

Yapılışı :

Karıştırma kabında yumurta ve şekeri mikser ile köpük köpük olana kadar iyice çırpın.

krema ve sıvı yağ ekleyerek karıştırın.

un ve kabartma tozu vanilya eleyerek ekleyin.

Havuç u soyup rendenin küçük tarafından rendeleyip ilave edin, ceviz ve tarçını da  ilave edip karıştırın bir yemek kaşığı kadarda limon suyu sıkıp karıştırın önceden tereyağ ile yağladığımız kalıba döküp önceden ısıtılmış 170 derece alt üst ayarda 40 dakika pişirilir .

Önemli noktaları: 

Yumurta tek başına iyice bir çırpılır köpürene kadar daha sonra şeker eklenir rengi beyazlaşıncaya kadar çırpılır. Artık mikser ortadan kalkar yerine spatula kullanılır. 

Unu eklediğiniz zaman asla karıştırmayın üzerine kabartma tozu ve vanilyayı da ekledikten sonra karıştırın.

Ayrıca karıştırma kaparken hep aynı yöne olması çok önemlidir. Bu maddelerin hepsi kekimizin kabarması için deneyen herkese afiyet olsun. kremasızda harika oluyor 


Malzemeleri
2,5 su bardağı ince köftelik bulgur /250 ml
1 adet orta boy kuru soğan
2 diş sarımsak
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
8 yemek kaşığı isot
1 yemek kaşığı pul biber
Yarım çay bardağı zeytinyağı
1 adet limon
Bir tatlı kaşığı tuz
1 çay kaşığı karabiber
İsteye bağlı kimyon
2 yemek kaşığı nar ekşisi
1 ,5 su bardağı su
Yapılışı
Karıştırma kabına veya tepsimize 2,5 su bardağı bulgurumuzu üzerine bir bardak suyu ekleyip diğer tarafta
Bir baş kuru soğanı rendeleyin 2 diş sarımsağı tuzla ezerek yoğurmaya başlayalım. Daha sonra içine salçaları pul biber yarım limon suyu ekleyip güzelce karıştırın ve püf noktası zeytinyağına ıslamış olduğumuz isotumuzu dökelim bütün hepsini bir birine yedirip köftelik kıvama gelene kadar yoğurup kıvama geldiğini anladığınızda köfte şeklini vererek servis tabağına diziyoruz marul ve limon nar ekşisi ile servis ediyoruz afiyet olsun

Günün tatlısı pış pış uyutacağınız İncir uyutması 🍮
Malzemeler:
15 -16 adet kuru incir
1 litre süt


süslemek için
ceviz, fıstık, fındık içi
Yapılışı :
incirleri yıkayıp sıcak suda 2-3 dakika bekletin.
Küp küp kesin .
sütü tencereye alıp ısıtın yoğurt mayalama kıvamına gelene kadar parmağınız yakmayacak kıvamda ısıtın.
sütü ocaktan alın incirler ekleyin.
Blender yardımıyla incirleri parcalayın.
Hiç bekletmeden kaselere eşit şekilde paylaştırıp üzerini kapatın.
oda sıcaklığında 2 saat bekletin.
Daha sonra üzerini açıp buzdolabına koyun 2-3 saat sonra üzerini süsleyin. Afiyet olsun

Çenedeki çukurluklar doğumdan önce oluşur. Alt çenenin iki tarafı fetal gelişim sırasında tamamen birleşmediğinde ortaya çıkar.

Çene çukuru veya gamzesi bir ateş elementi özelliğidir ve Çin tıbbı ışığında yapılan yüz okuma çalışmalarında ‘dikkat çekme arzusu, eğlenceli flörtüz kişilik eğilimleri, normalden çok fiziksel temas ihtiyacı ve eğlenceli cinsellik arzusu göstergesidir.

Bu kişilerin duygu düşüncelerini bir sahne sanatçısı ustalığında ve çoğu zaman olduğundan farklı gösterebilme becerileri vardır. Eski Çin’de bu tür yüz belirteçleri olan kişilere ‘tiyatrocu’ denirmiş. 

Artık aldığınız KİTAPLARI OKUYUN ! 📖

Evet, alıp alıp raflarda, çantalarda, masa üzerlerinde, kutularda, depolarda, yani her yerde beklettiğiniz kitapları okuyun ki bir faydası olsun hem kendinize hem de içinde yaşadığımız bu koca ama ufacık dünyaya.

Eğitimler, programlar, seminerler, özellikle de sosyal medya ve daha nice sebeplerle TOPLADIĞIMIZ kitapları okumaya, içindeki dönüşüm tetikleyicisi bilgileri yaşamaya başlamak ne güzel olacak.
Biriktirmek...
Sürekli toplamak...
Bu bir bağımlılık.

Doktora çalışmam sırasında okuma teorileri ve insan beyni, çıktısı olarak da psikolojisi üzerindeki etkilerini inceledim. Neticede şu sonuca ulaştım:

‘İnsanlık çoğu zaman bir bilgiyle karşılaştığında, bir kitabı alıp okumadan bir rafa koyduğunda, hatta okurken parmak, kalem veya başka bir nesneyle satırları takip ettiğinde, anlama oranı, dolayısıyla da yaşamsal etki ve dönüşüm oranı %5’e bile ulaşmıyor !

Beynimiz, kitabı alıp ‘sahiplenmenin’, satırları okurken kullandığımız parmak ya da kalemin hareketine kapılarak ‘okuma, yani takip işlevi tamamlandığında’ o kitapta ya da sayfada olan bilginin artık kendisinde olduğuna inanıyor... Ve bu yanılsama nedeniyle ‘bilmek öğrenmenin düşmanı’ olarak şeytani görevini her seferinde tekrar yerine getiriyor.’

Evet, kitap alalım,
Yalnız, lütfen o aldığımız kitapları okuyalım, tekrar okuyalım, bir daha okuyalım, başkalarıyla içeriğindeki muhteşem bilgiyi paylaşıp onların da kitap alıp okumasına katkı sağlayalım.

Paylaşımlarda ne yazdığını tam okumayıp beğenme davranış kalıbına evrildiğimiz bu dönemde mevcut paylaşımı okumayanlar baştaki ifadeyle öfkelenebilecek ve olumsuzluklarla doldurabilecekler o güzelim zihinlerini. Oysa tamamını okuyup derdimizi ve mesajımızı anlayanlar sadece beğenmekle kalmayıp yeniden paylaşacak ya da destek yorumları bırakacaklar altına. Bu arada, şimdi yaptığıma Nöro-Linguistik yönlendirme etkisi deniyor

İnsan Okuryazarlığı ve Saçlar:

Saç, kişinin fiziksel gücü ile cinsellik arzu ve potansiyeline işaret eder.

Bu hususlar üzerinde etkin faktörler saçın rengi, kalınlığı ve dalgalılık oranıdır:

‘Saç ne kadar kalınsa, fiziksel güç de o kadar fazla olur. Saç ne kadar kıvrımlıysa da cinsellik arzusu o kadar

Erzurumlu İbrahim Hakkı Marifetnameye göre şu şekilde açıklıyor;

Saçı sert olan keskin zekalı olur.

Saçı yumuşak olan arsız olur.

Saçı sarı olan kişinin aklı fikri kibir ve azaltır.

Saçı siyah olan sabırlıdır.

Saçı kumral olan kendi de huyu da güzeldir.

Saçı seyrek olan arif ve zarif olur.

Saçı kalın kadın anlayışsız olur.

Sakalı uzun olan hünersiz olur.

Sakalı sık olan sakil olur. Sözü uzatmayı severler.

Sakalı değirmi (yuvarlak) olan olgundur.

İnsan okuryazarlığı eğitiminin bir parçası olan ‘yüz okuma, davranış ve kişilik analizi yöntemleri, 'kişinin genel hayat algısını ve daha özel kişilik ve davranış eğilimlerini incelerken, yüzdeki belli bazı özelliklerin organlarla ilişkisini dikkate alır. Öyle yapar, çünkü ‘dışarısı içeriye, içerisi de dışarıya’ ait verilerle doludur. Bu verileri sağlıklı prensip ve yöntemlerle değerlendiren uzman, bu sayede kişi hakkındaki tespitlerindeki isabet oranını artırır.

Örneğin, dudağın üst dokusu mideyle ilgilidir. Ayrıca, özellikle üst dudak kıvrımı, spesifik olarak cinsel organlarla ve kadınların dişilik eğilimleriyle ilgilidir. Alt dudak ise kalın bağırsağa, böbreğe ve erkeklerde de prostata dair verileri işaret eder. Bu anlamda dudakların şekli, incelikleri veya kalınlıkları, dirilik ya da cansızlıkları, dolgunluk veya yumuşaklıkları, filtrumla mesafeleri, gülme çizgileriyle mesafe ve temasları gibi daha birçok hususla birlikte kişiye ait olası baskın duygu-düşünce-davranış kalıplarını tespitte kullanılır.

Gözlerin altındaki mor, koyu mavi ya da siyah koyulaşma gözlemleniyorsa, bu kişilerin hayatlarının durgunlaştığı inancında oldukları ifade edilir. Bu insanlar, kendilerini biraz ağır hissedebilirler ve bir şeyler yapma dürtüsünden yoksun olabilirler.

Bu durum aşırı yang davranışların ve beslenmenin bir işaretidir. Yağlı, tuzlu beslenme, yetersiz uyku, fazla çalışma ve stres tüketerek ulaşılan bu hal sağlık için büyük risk teşkil eder...


Geleneksel tıp prensipleri doğrultusunda incelendiklerinde, dudaklarda görünen derin dikey izlet bir YANG dokusu işaretidir ve kişisel zorlukların, uzun süreli stresin veya aşırı çalışmanın sonucu ortaya çıkabilir.

Dudaklardaki bu durum, aşırı YANG beslenmeden yani et, yumurta, tuz ve pişmiş yiyeceklerin çok tüketilmesinden de kaynaklanıyor olabilir.

Bu tür bir beslenme ve yaşam şekli kişilerin tahammül sınırlarını daraltabilir, davranış kalıplarını daha keskin çerçevelere çekebilir.

Birinin alt dudağını ısırması, YANG ağırlıklı bir davranış kalıbıdır. Bu davranış kişinin kendisini aktif ve dinamik hissettiğini gösterir.

Çoğu zaman, işi gereği yoğun konsantrasyon süreçleri yaşayan insanlar alt dudaklarını ısırırlar ve bu onlara motivasyon artışı sağlayabilir.

Bu davranış - bedende ve yüzde teyit eden başka veriler de gözlemlendiğinde - cinsel uyarılma göstergesi olarak da değerlendirilir.

Çocuklar içinde bulundukları ortamda gergin veya utangaç hissettiklerinde üst dudaklarını ısırabilirler.

Biraz risale okuyarak da olabilir. En azından kelimelerin anlamlarını öğrenmiş olmak için

Arapçada Görme Çeşitleri:
•Gözle görmek: Ru'yet رُؤْيَةٌ
•Fikirle görmek: Nazar نَظَرٌ
•Kalple görmek: Basîret بَصِيرَةٌ
•Hissederek görmek: Şu'ur شُعُورٌ
•Ruhla görmek: Sevgi حُبٌّ
•Anlayarak görmek: İdrak إِدْرَاكٌ
•Tüm benlikle görmek: Kulluk عِبَادَةٌ

Arapçada Konuşma Çeşitleri
•Gözle konuşmak: Îmâ إِيمَاءٌ
•Fikirle konuşmak: Münâzara مُنَاظَرَةٌ
•Kalple konuşmak: Mahabbet مَحَبَّةٌ
•Dil ile konuşmak: Kelâm كَلَامٌ
•Yürekle konuşmak: Sıdk صِدْقٌ
•Anlayarak konuşmak: Nutuk نُطْقٌ
•Tüm benlikle konuşmak: Zikir ذِكْرٌ

Arapçada Sevme Çeşitleri
•Akılla sevmek: Hevâ هَوَى
•Kalple sevmek: Aşk عَشْقٌ
•Gönülle sevmek: Sevgi حُبٌّ
•Nefisle sevmek: Heves هَوَسٌ
•Sadakatle sevmek: Vefâ وَفَاءٌ
•Tüm benlikle sevmek: Îmân إِيمَانٌ

Arapçada Yöneliş Çeşitleri
Cihet جِهَةٌ : Fizîki yöneliş
Sıla صِلَةٌ : Kalbî yöneliş
Kıble قِبْلَةٌ : Fizîkî ve Kalbî yöneliş

Arapçada Düşünme Çeşitleri

تَذَكُّرٌ
Geçmişe yönelik düşünmek

تَدَبُّرٌ
Geleceğe dair derin düşünmek

تَعَقُّلٌ
Sebep ve sonuç arasında bağ kurarak

تَفَقُّهٌ
Lehinde ve aleyhinde olanı düşünmek

تَفَكُّرٌ
Olaylar ve deliller üzerinde düşünmek

تَأَمُّلٌ
Ümit ederek düşünmek

Huzurun Reçetesi
مَنْ صَبَرَ بَصَرَ : Sabreden görür
مَنْ بَصَرَ شَعَرَ : Gören hisseder
مَنْ شَعَرَ سَجَدَ : Hisseden secde eder
مَنْ سَجَدَ وَجَدَ : Secde eden bulur
مَنْ وَجَدَ صَمَتَ : Bulan susar
مَنْ صَمَتَ نَجَا : Susan kurtulur
مَنْ نَجَا سَعِدَ : Kurtulan mutlu olur


Dilimizde kullandığımız Arapça kelimelerin aslî kullanımlarına dair örnekler, unutmayalım , dil medeniyetin temelidir.

Dirâyet دِرَايَةٌ : Akılla anlamak
Rivâyet رِوَايَةٌ : Nakille anlamak
Hidâyet هِدَايَةٌ : Yürekle anlamak
Firâset فِرَاسَةٌ : Düşünerek anlamak
Kırâat قِرَاءَةٌ : Okuyarak anlamak
İbâdet عِبَادَةٌ : Tüm benlikle hissederek anlamanın zirvesi

Arapçada İncelik Çeşitleri
•Gözde incelik: Dikkat دِقَّةٌ
•Gönülde incelik: Rikkat رِقَّةٌ
•Anlamada incelik: İdrak إِدْرَاكٌ
•Ruhta incelik: Mahabbet مَحَبَّةٌ
•Hissetmede incelik: Şu'ur شُعُورٌ
•Tüm benlikte incelik: İtaat إِطَاعَةٌ

Dört önemli ve kıymetli süs nedir?
1- Dünyanın süsü, insandır
2- İnsanın süsü, ilimdir.
3- İlmin süsü, ameldir.
4- Amelin süsü, ihlâstır.



Mısır’da 1898 yılında Sir Flinder Petrie adlı bilim insanının ortaya çıkarttığı Kahoun Papirüsü ile 1862 yılında bulunan Smith Papirüsü ve 1873 yılında bulunan Ebers Papirüsü’nde gebelik, idrar hastalıkları, varisler ve gebelik testleriyle ilgili bilgiler yer alıyor. Müzelerde sergilenen papirüslerde yer alan bilgilere göre, hamile şüphesi olan bir kadın her gün sabah idrarıyla biri buğday, diğeri arpa dolu iki torbayı sularmış. Hamilelik şüphesi olmayan bir başka kadın da yine ayrı ayrı buğday ve arpa torbalarını idrarıyla sularmış. Hamilelik şüphesi olan kadının idrarla suladığı buğday ve arpa dolu torbalar, diğer kadının suladığı torbalardan daha önce çimlenirse, hamile olduğu anlaşılırmış. İki kadının suladığı buğday ve arpalar aynı anda çimlenirse hamilelik olmadığı ortaya çıkarmış. Hamile olan kadınların sabah idrarlarında aşırı miktarda hormon bulunduğu için, buğday ve arpa torbaları diğer normal idrarlarla sulananlardan çok daha önce yeşerirmiş. Günümüzde meyve ve sebzenin daha erken sürede yetiştirilmesi için hormon kullanılması da aynı yöntemin bir benzeridir.

Hafta, Farsça heft kelimesinden türer ve 7 anlamına gelir.
.
özellikle ingilizcede kullanılan gün isimlerinin nerden geldiğini merak ettiniz mi hiç ? Sun-Day, Moon-Day.. Gökyüzü insanoğluna her daim ilham kaynağı olmuştur.. İnsanlık her işini gezegenlere göre düzenlemiştir. Bugün modern insanın gündelik karmaşa, hayat gailesi içinde arada bir denk gelipte şaşırdığı, aaa bu ne kadar ilginçmiş dediği Kadîm bilgileri biraz taradığımızda her tarafından irfan ve hikmet ışıklarının parladığını görebiliriz.
.
Ben size şimdi kısaca haftanın 7 gününden bahsetmek istiyorum.. Öncelikle hangi gün hangi gezegene karşılık geliyor onu diyeyim, sonra bunu bilmenin ne faydası olacağını..
.
Pazar : Güneş Günü
Pazartesi : Ay Günü
Salı : Mars'ın Günü
Çarşamba : Merkür'ün Günü
Perşembe : Jüpiter'in Günü
Cuma : Venüs'ün Günü
Cumartesi : Satürn'ün Günü
.
Mesela Pazar Günü, haftanın ilk günü sayılmış ve yeni işlere başlamak için uygun görülmüş.
.
Mesela Perşembe - Thursday - aslında Thor'un Günü anlamından gelir. C.tesi Saturn-day'dir.
.
Bugünlerde bu gezegenlerin etkilerinin yüksek olduğunu ve onlara göre hareket edilmesi, işlerin onlara göre düzenlenmesi gerektiğini düşünüyordu eskiler. Bizler şimdi bu tür bir temelden yoksun olduğumuz için her türlü iş için her türlü zamanı kullanılır zannediyoruz. Tıpkı her türlü işi herkesin yapabileceğini sandığımız gibi.. Halbuki kainat ve insanı, birbirinden ayrı düşünmek, birbirinin iz düşümlerini görememek, beşer hamakatinin ulaştığı noktayı bize göstermektedir.
.
Yukarda ne varsa aşağıda da o vardır, evet, ama aşağıdaki de yukarıdakini etkiler. Elimizde, yüzümüzde, vücudumuzda, organlarımızda.. hepsinde gezegenleri görebiliriz..
.
Kadîm Bilgelikten, irfânî gelenekten beslenmeye ve dünyayı kadîm temeller üzerine inşa etmeye mecburuz..

Allahu teala kainati muazzam bir nizam üzerine kurmuştur. Gökteki yerdekilerin kuvveti birbirini etkiler. Sıcak ve soğuğun birbirini etkilediği gibi. Ateş, hava, su ve toprak hepsi birer kuvvet olup denge üzerinde tutulmuştur. Hem insanoğlu kendi elleriyle bu nizami bozmaya çalışır. Unuttuğu bir şey vardır, yine kendi eliyle kendi doğallığını bozmaktadır.

2